Aromaterapi Nedir?
12-03-2025
00:40

Aromaterapi Nedir?
Aslında bu terapiye doğduğumuz andan beri aşinayız hatta bilim insanları, anne karnında bile kokularla bilgi kodlamaya başladığımızı ortaya koydu. İnsanoğluna bahşedilen duyular arasında belki de en güçlüsü koku duyusu diyebiliriz. Görece kişilere göre elbette değişebilen bir olgu olsa da şu bir gerçek ki biz koku duyusuna engel olamıyoruz. Nefes aldığımız müddetçe etrafımızda yükselen binlerce koku molekülü ile karşı karşıya kalıyoruz ve bu molekülleri koklamıyorum deme lüksümüz yok.İnsan beyninde kokulara ait bilgilerin depolandığı hafıza merkezi vardır fakat bu kısım beyin tarafından bilinçli bir şekilde denetlenemiyor böyle bir durumda kokular insanları yoğun bir şekilde etkileyip hayatına yön verebiliyor. Sonuç olarak koku duyusu filtre ile karşılaşmadan bedenimizde yerini bulur ve en ufak hücremize kadar ulaşır. Nasıl mı? Bu teorik bilgiyi sizinle paylaşmadan önce gelin aromaterapinin romantik geçmişine uzanalım ve günümüze uzanan klinik yolculuğuna göz atalım.
Aromaterapinin tarihi kokuların doğal tütsü olarak kullanılmaya başlamasıyla ortaya çıkar. Yaklaşık 6000 yıl öncesinde başlayan bu serüvende,Tanrılara sunulan reçine veya bitkilerden oluşan güzel kokulu tütsüler ile birlikte medeniyetler önce kral veya önemli kişileri sonra ulaşabilirlerse kendileri için bedenlerini bu kokulu yağlarla ovmaya başlamışlardır. Dini törenlerde ve ayinlerde kötü ruhları uzaklaştırmak ve tanrılara yakın olmak için yaktıkları doğal tütsüler zamanla baharatların yolculuğu ile gelişimini sürdürmeye devam etmiştir. Mısır medeniyetinin kokuları yaygın bir şekilde kullandığını günümüze ulaşan belgeler ile görebiliyoruz. Tarihin ilk doğal parfüm fabrikasına da öncülük eden Kleopatra'nın kokulara ne denli düşkün olduğunu bu gelişmiş güzel kokular atölyesine bakarak anlayabiliriz. Bitkilerin damıtılması bilgisine vakıf olduktan sonra baharat yolları ile zenginleşen koku ticareti neticesinde bir çok medeniyet için kokular hızla önem kazanmaya devam etmiştir. İnsanlık yaralarını bitkilerle onarmaya çalışırken ruhunu ve yaşam alanlarını da tıpkı günümüzdeki gibi güzel aromatik bitkilerin kokularıyla güzelleştirmeye özen göstermişlerdir. Simyacılar, hekimler, toplumun önde gelenlerinin yoğun çalışmaları sonucunda günümüze kadar değerini hiç kaybetmeyen güzel kokuların dünyası klinik çalışmalarda kendine yer bularak daha da güçlendi ve insan sağlığına bütüncül yaklaşan sağlık çalışanlarının yararlanmaya başladığı bir terapi alanı olmaya başladı.
Savaşlar, tıbbi kaynakların kısıtlı varlığı ve merhem olunması gereken binlerce insan.... Uçucu yağların ve şifalı bitkilerin günlük hayatta rutinde kullanılmasından sağlık alanında da kendine yer bulması savaşlarda günümüzdeki kadar hazır medikal desteğe ulaşılamamasıdır. Alınan pozitif sonuçlar ile klinik çalışmalarda kendine yer bulan bitki özlerinin insanoğluna iyi gelen her etken maddesi keşfedildikçe hayranlık daha da artmış ve artık literatürde yerini almaya başlamıştır. Peki kokular neden bu kadar güçlü? Saniyeler içerisinde etki ediyor dediğimizde aslında neyi kast ediyoruz bir bakalım. Burnumuzun içerisinde, beyindeki koku alma soğanına ait koku mukozaları bulunur. Yaklaşık elli milyon sinir hücresine sahiptir. ( Bu sinirler, kokuları ve hayal edilemez öçlüde bilgi almamızı sağlar). Bu sinir hücrelerinin oluşturduğu koku kılçıkları üzerinde reseptörler bulunur. Her koklama yaptığımızda (bilinçli veya bilinç dışı) koku molekülü, koku alma soğanı ve sinir sistemi üzerinden limbik sisteme iletilir. Limbik sistem ise hem duygularımız hem hafızamızın işlendiği kısımdır ve işte binlerce koku molekülünün özgürce buralarda dolaştığını hayal edebiliyor musunuz? Uçucu yağlar çok küçük moleküllerden oluşur ve içerdiği kimyasal bileşenlerin kişi üzerindeki fiziksel,ruhsal ve zihinsel etkileri bulunur. Papatya, gül, lavanta gibi uçucu yağlar sakinleştirici ve rahatlatıcı bir etkiye sahipken bergamot, biberiye, tatlı portakal gibi bitki özleri de kişiye enerji, canlılık ve neşe getirir. Burada önemli bir diğer konu ise koklamanın saniyeler içerisinde beynimize etki ediyor olmasıdır. Koku reseptörleri elbette sadece burunda değil. Nasıl dediğinizi duyar gibiyim. Bu alıcıların böbrekte var olduğu düşünülmekte ve bazı çalışmalar da bu kanıyı desteklemektedir. Bağırsak mikrobiyatımızın da bu işe dahil olduğu düşünülmektedir. Yani aslında görüyoruz ki koku duyusu muazzam ve bedenimizde kendine bir çok alanda alıcılar yerleştirmiş. O halde etkinliği böylesi geniş olan bir duyuyu bütünsel sağlığımız için nasıl kullanabiliriz buna odaklanmak gerekebilir ne dersiniz? Ve işte altı üstü bir koku deyip geçemeyeceğimiz kadar etkili...
Aromaterapi, hem kadim uygulamaların hem de günümüzün klinik bilgilerini harmanlayan geniş kampsamlı bir uygulama alanıdır. Bu alanda kendimizi her geçen gün geliştirmeye çalışan biz aromaterapistler sizlerle yenilikleri paylaşmak ve doğanın şefkatli dokunuşlarını kavanozlar içerisinde sizlerle buluşturmaktan çok mutluyuz. Dileriz aromaterapi ile dokunduğumuz tüm hayatlara iyi geliriz. Hem kendimize, hem yakınlarımıza hem de her buluşmada yakın olduğumuz sizlere...Öz'e döndüğünüz bu yer ile iyi anılar biriktirmeniz dileğiyle. Yeni yazımızda görüşmek üzere.
Sevgiler...